Alexandre Vallaury 1850'de Beyoğlu'nda Levanten bir ailede doğdu ve 1880-1910 arası İstanbul'un en üretken mimarı oldu; Avrupa neorönesansını, Osmanlı tezyinatını ve art nouveau'nun ilk dalgasını aynı binada barıştırmayı başaran nadir bir eklektik. Rotanın doğal başlangıcı, mimarının ününü zirveye taşıyan yapıdır: Pera Palas. 1895'te Orient Express yolcuları için inşa edilen otel, dönemin Avrupası'nın bir İstanbul karşılığı olarak tasarlandı; oryantal kemerli giriş, Sakız tarzı taş cephesi ve içerideki Kubbeli Salon Vallaury'nin imza üslubudur.
Pera'dan inip Bankalar Caddesi'ne ulaştığınızda Osmanlı Bankası'nın eski merkez binasına, bugünkü SALT Galata'ya gelirsiniz. 1892 tarihli yapı, Vallaury'nin iki cepheli ünlü taasrımıdır: Bankalar Caddesi'ne bakan cephe Avrupai neorönesans, arka tarafa, Voyvoda'ya bakan cephe ise Osmanlı eklektizmi. Aynı bina iki şehri aynı anda anlatır; bu yaklaşım Vallaury'nin tüm üretiminin özetidir.
Galata Köprüsü üzerinden Sultanahmet'e geçtiğinizde Gülhane Parkı içindeki İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne ulaşırsınız. Eski Şark Eserleri Müzesi binası (1883) Vallaury'nin ilk büyük kamu yapısıdır ve ana Arkeoloji Müzesi binası (1891-1907) onun başyapıtıdır: İskender Lahdi'nin cephesinden esinlenen neoklasik sütun dizisi, üçgen alınlık ve sarımsı taş, döneminin en saf neoklasik müze binasını yarattı.
Cağaloğlu yokuşunu çıktığınızda Vallaury'nin İstanbul'un iki büyük geç-19. yüzyıl kurumuna verdiği binaları görürsünüz: Reji İdaresi Tütün Şirketi binası ve Düyun-u Umumiye yapısı (bugünkü İstanbul Erkek Lisesi). Düyun-u Umumiye, Osmanlı'nın dış borç idare merkezi olarak 1899'da yapılmış, üç katlı görkemli alınlığı ve sütunlu balkonu Cağaloğlu siluetini bugün hâlâ tanımlıyor. Sirkeci'ye inerken Ali Paşa Hanı, Vallaury'nin daha mütevazı bir ticari yapı dilini gösterir; rotayı burada bir simit ve çayla kapatın.

