Beykoz, Boğaz'ın Anadolu yakasının en kuzey ilçesi ve şehrin yeşil arka bahçesidir. Yürüyüş, ilçe meydanında, Sultan I. Mahmud döneminin reisü'l-küttabı İshak Ağa tarafından 1746'da yaptırılan İshak Ağa Çeşmesi ile başlar. Klasik Osmanlı çeşmesinin halen su veren nadir örneklerinden biri olan yapı, dönemin meydan kültürü için iyi bir önsözdür.
Çeşmeden kuzeye doğru, Hünkar İskelesi yönüne yürünür. Burada, 1833 Hünkar İskelesi Antlaşması'nın imzalandığı tarihi bölge ve hemen yanındaki Mecidiye Köşkü'nün cephesi görülür. Antlaşma, Osmanlı'nın Rus İmparatorluğu ile yaptığı, Boğazlar'ın kontrolünü uzun yıllar etkileyen kritik bir diplomatik dönüm noktasıdır; tarihi köşk bu sahnenin maddi tanığıdır.
Kıyıdan içeriye dönüldüğünde Beykoz Korusu açılır. Eski Osmanlı av koruluğu olan 60 dönümlük alan, kuvvetli çınarları, küçük göleti ve içindeki tarihi köşkleriyle şehirden tamamen uzaklaşma duygusu verir.
Rotanın asıl tırmanışı koru çıkışında başlar: Yuşa Tepesi. Yaklaşık 195 metre yüksekliğindeki bu tepe, üç İbrahimi din tarafından kutsal sayılan İstanbul'daki tek noktadır. Tepedeki türbenin, Tevrat ve Kur'an'da geçen Yuşa peygambere (Joshua) ait olduğuna inanılır. Türbenin yanındaki cami, küçük ama duygusal olarak ağır bir mekândır. Tepeden Boğaz'ın Karadeniz'e açıldığı çıkışın panoraması seyredilir.
Yuşa'dan kuzeye, Anadolu Kavağı sırtlarına ulaşıldığında rotanın final durağı Yoros Kalesi gelir. Bizans döneminde inşa edilen, daha sonra Cenevizliler ve Osmanlılar tarafından kullanılan kale, Karadeniz girişini kontrol eden stratejik tepenin sırtındadır. Buradan Boğaz'ın açıldığı geniş ufuk, Riva sahili ve aşağıda Anadolu Kavağı balıkçı meydanı tek bir panorama içinde sığar.
Rota 3,5 saatlik bir tempo gerektirir; yokuş ağırdır ama ödülü büyüktür. Anadolu Kavağı'nda balık+rakı finali şarttır ve dönüş için Üsküdar veya Eminönü'ne kalkan vapur en güzel kapanışı sunar.

