Ortaköy, İstanbul'da fotoğrafa en çok düşen yerlerden biridir ama gerçek özelliği vitrin değil katmandır. Yürüyüş, Sultan Abdülmecid'in 1853'te Nigogos Balyan'a yaptırdığı Büyük Mecidiye Camii ile başlar. Cami, Boğaz Köprüsü'nün hemen altında durur ve neobarok cephesiyle suyun üstüne adeta yansır.

Caminin 100 metre kadar batısında, kıyıya paralel sokakta Etz Ahayim Sinagogu durur. 17. yüzyıldan beri Ortaköy'de yerleşik Sefarad cemaatinin sinagogu, 1941 yangınından sonra yeniden inşa edilmiştir. Üstüne 50 metre daha gidildiğinde, Aya Fokas Rum Ortodoks Kilisesi'ne ulaşılır. Üç farklı dinin ibadethanesinin 200 metrelik bir yarıçap içinde yan yana durması, İstanbul'un başka hiçbir yerinde bu kadar yoğun değildir. Ortaköy meydanı, kumpirden önce bu üçlü mimari okumanın yapılacağı yerdir.

Kıyı boyunca kuzeye doğru ilerlediğinizde Kuruçeşme'ye girersiniz. Buranın simgesi, Boğaz'ın ortasında yüzen küçük bir kara parçası olan Galatasaray Adası'dır. Kulübün spor tesisleri olarak kullanılan ada, halk için sezonluk olarak görülebilir ama dışarıdan bile rotanın görsel kalbidir. Karşı kıyıda Çengelköy yamaçları net biçimde okunur.

Kuruçeşme'den Arnavutköy'e geçişte, Esma Sultan Yalısı'nın yangından kalmış taş kabuğu içine yerleştirilmiş modern cam etkinlik mekânı dikkat çeker. Hemen ardından Defterdarburnu kıvrımı gelir; burada Boğaz'ın akıntısı en hissedilir noktaya ulaşır.

Arnavutköy'e indiğinizde rotanın büyük finali başlar: kıyıya dizilmiş, 19. yüzyıldan kalma ahşap yalı sırası. Yalıların çoğu Rum ailelerin elinden çıkmış olsa da cephe ölçeği ve sokağa kapanmış kapakları hâlâ aynıdır. Çarşıya doğru yürüdüğünüzde balıkçılar, çilek aromasıyla bilinen Arnavutköy çileği geleneğinin küçük izleri ve eski meyhane sokakları ortaya çıkar.

Rota 2,5 saatte rahat biter; Ortaköy'de kumpir veya gözleme, Arnavutköy'de meyhane finali ile uzatılabilir. Hafta sonu Ortaköy çok kalabalık olur — sabah erken başlamak hem fotoğraf hem manevra için ideal.