İstanbul Yahudi cemaatinin tarihi, 1492'de İspanya'dan sürülüp II. Bayezid'in çağrısıyla Osmanlı'ya gelen Sefaradlardan çok daha eskiye uzanır; ama Karaköy'deki Zülfaris Sinagogu'nun avlusunda durduğunuzda hissedilen şey hep o beş yüzüncü yılın hatırasıdır. Bugün Türk Yahudileri Müzesi (Quincentennial Foundation Museum) olarak hizmet veren bina, 19. yüzyılın sonundan kalma bir sinagog yapısıdır ve müze 1992'de cemaatin Osmanlı'ya gelişinin 500. yılı anısına kurulmuştur. İçerideki ketuba koleksiyonu, gümüş Tora muhafazaları ve ahşap minderlik kalıntıları rotanın anahtarını verir.

Müzeden çıkıp Yüksek Kaldırım'ı tırmanırsanız, Galata Kulesi'ne yaklaşırken Aşkenaz Sinagogu'nun mütevazı kapısı sol tarafta belirir. 1900'lerin başında Avusturya-Macaristan'dan gelen Yahudi göçmenler için inşa edilmiş bu yapı, İstanbul'un faal tek Aşkenaz sinagogudur ve Sefarad ağırlıklı cemaatin içinde apayrı bir akustiğe sahiptir. Girişler önceden randevuyla mümkündür.

Galeri Kuledibi'nden Şişhane yönüne kıvrıldığınızda Neve Shalom Sinagogu'nun beton-cam cephesiyle karşılaşırsınız. 1951'de açılan bu yapı, modern İstanbul Sefarad cemaatinin merkezi ibadethanesidir; 1986 saldırısı ve sonrasında yaşanan acılı dönemler binayı bugün hem bir tapınak hem bir hatırlama mekânı yapar. Avludaki anıt levhasını okumadan geçmeyin.

Kamondo Hanı'nın yanından geçip Galata Köprüsü'ne inin, oradan Eminönü ve Unkapanı üstünden Balat'a doğru yönelin (bir bölümünü taksi/otobüsle yapmak doğal olacaktır). Balat, İstanbul Yahudi cemaatinin en eski yerleşim semtidir ve Ahrida Sinagogu cemaatin manevi kalbidir. 15. yüzyıl başlarında, Bizans döneminden kalan bir Romaniot Yahudi cemaat yapısı olarak temellenmiş; 1492 sonrası Sefaradlar tarafından yeniden inşa edilmiştir. Ahrida'nın en ünlü özelliği bimasıdır: kahverengi ahşaptan, ön tarafı Nuh'un gemisini andıran kavisli bir şekilde tasarlanmıştır. Ziyaret yalnızca randevuyla mümkündür ama randevuyu almak bu rotanın tacıdır.